MySpace images

MySpace images

En iyi blog
Bu blog
En iyi blog
Aday adayıdır
DOĞAN'IN KANUNLARI - Blogcu

DOĞAN'IN KANUNLARI

11/7/2009 - RUH FOTOĞRAFÇISI - Doğan İlkel

Kategori: BENDEN


RUH FOTOĞRAFÇISI

Pek kimse bilmez bu yönümü, ama severim fotoğraf çekmeyi. Özellikle günün akşama döndüğü saatlerde deklanşöre takılır parmağım Ara Güler edasıyla. Elbet ustaya saygım büyük, ama kimi onun soyadı gibi güler bana, kimi fon olmaya çalışır diyalara. Neler neler  karelerim yaşamdan bir bilseniz? Bazen öbek öbek papatyaları, bazen hayvanları, bazen rengarenk çiçeklerle bezeli ağaçları… Ama daha çok insan ruhu manzaraları. Konuşmak nasıl susmanın kokusuysa, fotoğraf da ruhların renklerle örtülü kokusu bence. Her fotoğrafta o ruha ait değişik bir koku, değişik bir aurora olduğunu siz de hissedersiniz eğer ister ve iyi bakarsanız. Kimi zaman çiçekli, kırmızı; kimi zaman keskin, şarabi; kimi zaman uçucu, renksiz; kimi zaman yorgun, siyah; manalara ve ruhları çevreleyen harelere dönüşecektir zihninizde bu kokular.

Benim karelerime yaşam bezginleri takılır ara ara. Gün doğumundan beri oradan oraya sürüklenmişlerdir amaçsızca. Nerde olduklarının, ne olduklarının anlamı yiteli çok olmuştur. Günü tüketmek ve vadeye ulaşmak adına adımlarlar yaşamı. Akşam oldu mu bezgin ayakları, son bir çabayla evlerine götürür onları. Berelenmiş parmaklarla yerleştirirler anahtarı kilide; çıplak elleriyle temizlemişlerdir kapının önündeki geçmişin kırıklarını. Küçük, tuhaf aletin yuvasında dönerken kim bilir hangi dilde söylediği parola, anlamı bilinmeden sevilen, her notası artık ezberlenmiş müzikli bir sözcüktür. Anahtarla kilidin uyumu, evin kapısı aralar… Görünmez yaralarla doludur elleri, lakin yürekleridir kanayan; sıyrılan tenden nasıl damla damla sızarsa kan, öyle sızar. Eve girer girmez ilk işleri, perdeyi sıkıca örtmek ama lambayı yakmamak ve yaralarına içkiyle pansuman yapmak olur. Şarabidir ruhlarının auroraları, kesif alkol kokar fotoğrafları.

Bazı karelerde konuşmayı bilmeyenler vardır. Doğduklarında bile, sessizce ağladıkları söylenir. İçlerinden biri ilk nefes ciğerlerini acıttığında, gülmekle ağlamak arası garip bir ses çıkarmış, duyulan acıklı sesten yalnız oradakiler değil, kendisi de ürkünce susmuş; bir daha yüksek sesle ağladığını duyan olmamıştır. Konuşmaya başladığında ilk sözcüğünü, bahçedeki ceviz ağacına söylediği anlatılır. Sonra ceviz ağacı, o tek sözcükten ona yüzlerce sözcük yapmış, ne ki her sözcüğü sert, ama istenirse kırılabilir bir kabuğun içine saklamıştır. Kabuğun içindeki anlamı merak edenler olmuştur, ama onlar da zamanla eksilmiş ve tükenmişlerdir. Kimi sıkılmıştır, pek çabuk yorulmuştur kimi. Kiminin hiç vakti yoktur. Sözlüklere yeni bir anlamı eklenmiştir hayatın; herkesin, her zaman çok meşgul olduğu günler toplamı. Anlamın ardına hâlâ düşenler olduğuna dair rivayetler varsa da, olmamıştır o gölge kişiliklere bugüne dek rastlayan. Konuşmayı beceremeyenler, üç beş cevizin birbirine çarpmasını andıran sesler çıkarırlar ağızlarını açtıklarında: “Ne diyorum ben Allah aşkına?” Pişman, susarlar sonra. Renksizdir ruhlarının auroraları, kesif sessizlik kokar fotoğrafları.

 Kimi karelerde yaşamdan cezaya kalanlar vardır… Günden en son onlar çıkar. Çıkmadan önce ortalığı derler toplar, masaları sandalyeleri hizaya sokarlar. Hayatlarıdır hizaya sokamadıkları tek şey. Kendilerinin de nedenini artık unuttukları, velev ki pek masum bir suçtan - parmak kaldırmadan konuşmak olabilir - ceza almış, "dışarı" atılmışlardır. Cezalarının ne zaman sona ereceğini bilmezler. Zaten ‘dışarıya’ öyle alışmışlardır ki artık istemezler "içeriyi". Günü bir zorunluluk gibi bitirirler. Akılları, fikirleri gecededir; bedensiz bir ruh kadar özgür oldukları gecede. Uyurlar mı? Hayır! Onaya, sözcüklere, affedilmeye ihtiyaç duymadan sabahı beklerler sessizce… Simsiyahtır ruhlarının auroraları, kesif ceza kokar fotoğrafları.

Aşıklar da vardır karelerimde. Saf ve masum yüzleri aydınlık, dudakları bir gülüşe takılı, sevgi ışıklarıyla gözleri pırıl pırıl. Büyümüşlerde küçülmüşlerdir, yaşları yoktur. Tüm bitişlere ve yitirişlere inat yeni bir sevinin koynuna atılmaktan kaçınmamışlardır. Kimi bir eskiyi arayış peşinde yeni bir tende, kimi baharı solumakta ilk sevgilide. Ne olursa olsun fark etmez onlar için. Dünya yansa umurlarında olmaz, yanan kendi dünyaları olmadıktan sonra... Yaşam yaşanılası, hazlar tutkulu, güdüler açtır. Eller kenetli, başı sevdiğinin göğsünde, sarmaşmış yaşarlar kendi dünyalarında. Sevginin kendilerini yeni baştan yaratışına hayranlık duyar, dünü bilir, anı yaşar, yarına umutla akarlar. Kıpkırmızıdır ruhlarının auroraları, kesif aşk kokar fotoğrafları.

Daha çok çekilecek ruh, koklanacak fotoğraf var elbet. Sevdiğimin içindeki çocuk, anahtar elimde kapıda bekleyen ben gibi.



2 YorumYorum yaz!Bağlantı

YORUMLARINIZI, DÜŞÜNCELERİNİZİ ve ELEŞTİRİLERİNİZİ BEKLİYORUM..!
<- Sonraki Sayfa ->

BENDEN İÇERİ

Hepimizin yaşamında bizi etkileyen yazılar, şiirler ve kişiliğimize kattığımız güzel deyişler mevcuttur. Burada da benim beğendiklerimden ve yaşamıma kattıklarımdan bir seçki bulacaksınız. Sevgiyle ve Bilginin Işığında Kalın. Doğan

PAYLAŞIMLARIMIN DEVAMI

Google
Ahmet Doğan İlkel'in Profili
Ahmet Doğan İlkel'in Facebook Profili
Profil Kartını Oluştur

DOSTLARIM

sabahyildizi
bicem
lotuse
carolisolabella
nacromancer
mevsimmsizz
sizinsayfaniz
heren
sirazelogos
eglenceveyasam
hobilendik
fatoscb
genocide
sessizhauki
yemektariflerimiz
meyvelerinfaydalari
recipes
yuxexesss
merrahh
sacbakimiyontemleri
bebekveresimleri
bebeksagligi
healthcare
makyajteknikleri
vacations
besthotels
leyla2333

Image Hosting | Video Hosting